durdurdu onu geçip giderken önünden.. "bu muydu sahiden istediğin?" diye sordu. yaşadıklarına baktı dönüp de. yaşamadıklarına daha çok üzülür gibiydi - ki bu kaçınılmaz olandı; ona öyle söylenmişti- ve durup düşündü. böyle başlamalı film dedi içinden.. yine unutmamalıydı..dik duran, başı yukarda, omuzları geride ve sesi gür biriyle konuşmak zordu. çoğu zaman böyle olmak istemişti üstelik. zor biri olmadığını kabullenmesi onun için çok zordu.."evet tam da buydu istediğim." dedi güçlü kız. "mutsuzluğum da olsa, o benim.." hiç şaşırmamıştı bu cevaba. hatta tekrarlamıştı içinde defalarca. kulaklarında vardı bu ses. çok gür bir sesti..durdurdu onu kollarından tutup.. "bu muydu olmak istediğin?" diye sordu. yaşamadıklarına baktı dönüp de. yaşadıklarına da epey üzüldü - ki yaşadıklarına inanmıştı hep; ona öyle söylenmişti- ve durup düşündü. bu giriş olmadı dedi içinden.. film böyle başlayamazdı..farketti ki değişmeyen tek şey, değişmek zorunda oluşuydu her şeyin. umursamadı bir başkasının bunu daha önce akıl etmiş olma ihtimalini. ketum.. baktı.. telkinlerle başlayan cümleler kurmaktan yorulduğunu anladığında iş işten geçmişti çünkü. çünkü "hayat bize hiç aldırmadan nasıl da devam ediyordu..."durdurmadı onu geçip giderken önünden.. "sanırım buydu istediğin hı?" diye ekledi. birlikte yaşadıklarına baktı ve mutsuz olacağı hiçbir şey bulamadı. cümleler kurmadı; ama telkin etti yine de kendini-ki bu kaçınılmaz olandı; artık kendini buna bırakmıştı- ve durup düşünmeden güçlü kıza sarıldı.. güçlüce sarıldı.. ve onu bıraktı."Set Your Love Free.. If It Comes Back It's Yours.. If It Doesn't It Never Was.."
30.09.2008/ Porto
6 Mayıs 2009 Çarşamba
22 Kasım 2008 Cumartesi
tek kişilik
16.11.2008 / Porto
Farkındalık yaratmakla kendimize yaptığımızı kimse yapamaz bize aslında. Yaşamak dediğin uyuşukluğu (ki burda bile var işte farkındalığım) içmeden yaşama fırsatı bulmuşken neden bu telaş? Hayır, bir şey var altında onun da… Nerden dadandı bu ajan provokatör hayatlarımıza sanki..?
Hayat bu kadar dışardan bakmamıştır kendine. Üstelik onu kelimelere dökmenin de ötesine geçip bir kalp bir beyin verdik yanında bir de. O bir organizma, dedik. Düşünüyor; seviyor; nefret ediyor; dışlıyor; içine alıyor, dedik.
İşte bu aşamadan sonra kendimizi telkinlere başladık. Suçlamalara yer yok, kendimizi iyi hissetmemizden daha önemli şeyler var şu “hayatta”, dedik. Barış kırgınlıklarınla, barış korkularınla, Josephine.. Napoleon… Affet onları. Bırak gitsinler.
Birilerinin bir şeyleri bizden önce keşfetmiş olmasını kafamıza takmayacak kadar olgunduk artık. İşimize yarayacak bu, erdemli (kimin erdemlisi / nerenin erdemlisiyse, o.) ve aynı zamanda mutlu olmanın yollarını gösterecek birileri; bir şeyler bize. “Farkettik” ki kendimize acımanın zamanı geçmişti artık. Tren kaçıyordu ve hemen yakalamaya koştuk.
Başkasında beğendiğini kendinde denemek gibi oldu bu. Ve başarırsızdı geneli gibi. Adına ne dersen de, sevgiyi hissettiğin an acın hafifledi. Ve her hormonumuza isim verdiğimiz gibi buna da verdik. Formülize ettik ve daha uzunduk artık. (Oley benim de isim verdiğim bir hormonum var artık!)
Kendimize olan sevgimizi yansıttık başkalarına ve onları kendimiz “gibi” sevdik. Tıpkı Tanrı’nın anlatıla geldiği gibi. Biz O’nun birer yansımasıydık onun yarattığı dünya ve “hayat” üzerinde. (Voila! Ne şahane bir formül daha! )
“Yunus dışındaki diğer tüm memelilerden ve hayvanlardan bizi ayıran “aşkla” çiftleşme özelliğimiz de farkında olmamızdan geliyor.” Farkında olaBİLmemizden… Fiiiuuuuvvvv! Hayır bu sefer olmadı işte. Üçgen, kare boşluğa girmeyecekti elbette ki. Bizi hayvanlardan (yunusu yine tenzih ediyorum) ayıran şey farkındalıklarımız değil; farkındalıklarımızı duygularımıza düşman edip kendimize dayanılmaz işkenceler edebilmemizdi.
“Imagine…Imagine an imaginary world where you can always, all day,everyday imagine!”
“Farkında” olduğum bir şey varsa, bize verilen bu sarhoşluk özgürlük alanımız işte. Sosyalleşme yeteneğinin yanında verilen, bunun sınırlarını çizebilme yetkisi de cabası.
“…this is your life good to the last drop.. doesn’t get any better than this. This is your life and it’s ending one minute at a time……… you have to realize that someday you will die.until you know that, you are useless…”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
